Back To Top
  • Yaşar YAKIŞ
    Yaşar YAKIŞ
Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir ivme yakalama şansı var mı?

Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir ivme yakalama şansı var mı?

 - Tarih 12.1.2018
- A +

 Türkiye-AB ilişkileri dibe vurdu. Daha aşağı gitmesi mümkün değil – ve belki de asla gitmemeli. Bu nedenle bu eğilimi yukarı çekecek bir inisiyatife ihtiyaç var.

Bu artık iki tarafın da yapmaya çabaladığı bir şey. İlişkilerin normalleşmesi Türkiye için daha önemli çünkü tedbirsiz politikaları nedeniyle uluslararası alandan soyutlanmış durumda. Diğer yandan AB de, AB ülkelerinin bölgedeki çıkarlarının korunması için Türkiye'nin yapabileceği katkının farkında.

Türkiye Orta Doğu'nun en önemli iki kriz bölgesiyle, Irak ve Suriye ile sınır komşusu. Bu bölgeden gelen mülteci akını AB ülkeleri için çok büyük bir problem ki AB da bu sorunu Türkiye ile işbirliği yaparak daha kolay çözebilir. Benzer bir işbirliği IŞİD teröristlerinin doğdukları AB ülkelerine dönmeleri meselesinde de yararlı olabilir.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Cuma günü yaptığı Paris ziyaretine bu bağlamda bakılmalı. Paris ile işe başlamanın birden fazla sebebi var: Fransa ile ilişkiler diğer birçok büyük AB ülkesinden daha az kötü.

Erdoğan, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un dolambaçsız diplomatik tarzından diğer liderlere kıyasla daha çok hoşlanmış bile olabilir. Tarihsel bağları nedeniyle Fransa'nın Suriye'de büyük çıkarları var. Fransa'nın Suriye krizine yaklaşımı Türkiye ile benzerlikler taşıyor.

Fransa'nın Beşar'ın en azından demokrasiye geçiş dönemi boyunca iktidarda kalma fikrini desteklemesine, Türkiye'nin de bir an önce onun geri adım atmasını istemesine rağmen iki ülke de Beşar Esad'ın Suriye'nin geleceğinde bir yeri olmadığına inanıyor.

Fransa, Türkiye'nin ABD Başkanı Donald Trump'ın Kudüs politikasındaki görüşlerini geniş kapsamda paylaşıyor ve İsrail-Filistin çatışmasına yaklaşımları da benzer. Fransa, Suriye ile Irak'ı terk eden IŞİD teröristlerini takip etmek konusunda Türkiye ile işbirliği yapmak istiyor.

Tüm bu ortak çıkarlara rağmen Fransa hala Türkiye'nin insan hakları konusunda gelişmeye ihtiyacı olduğunda ısrarcı.

Macron, geçen hafta Cuma günü iki taraflı görüşmenin hemen ardından yapılan basın toplantısında “Son gelişmeler ve Türkiye'nin tercihleri (Türkiye'nin AB entegrasyonu süreci) söz konusu süreçle ilgili olarak herhangi bir ilerlemeye olanak tanımıyor” dedi.

Temek haklar meselesine daha da fazla değinerek şöyle konuştu:

“İfade özgürlüğü bir bütündür, bölünemez; bir fikir eğer suç işlemeye teşvik etmiyorsa, terörü teşvik etmiyorsa, o fikir cezalandırılmamalıdır.”

Bu daha açık ifade edilemezdi.

Benzer bir toplantı da Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Alman mevkidaşı Sigmar Gabriel arasında gerçekleşti. Almanya Başbakanı Angela Merkel koalisyon hükümeti kurmakla meşgul olduğu için bu toplantı en üst düzeyde gerçekleşmedi.

Almanya'daki 2,5 – 4 milyon arası oldukça büyük Etnik-Türk topluluk nedeniyle Türkiye'nin Almanya ile güçlü çok boyutlu ilişkileri var. Birçok işbirliği konusu bakanlar tarafından tartışılsa da Türkiye'nin entegrasyon sürecinden bahsedilmedi çünkü reel politika uygulanabilir olana odaklanmak zorunda.

İki tarafın da liderleri tarafından yapılan gereksiz sertlikteki açıklamalar nedeniyle Türkiye'nin AB ile ilişkileri ağır şekilde zarar gördü. 2000'lerin başındaki imrenilesi hale dönmesi çok zaman alabilir.

Türkiye'nin gelecekte AB'ye katılma ihtimali ise hala cevaplanmamış bir soru. Almanya'nın, Angela Merkel'in muhalefetteki dönemine kadar uzanan Türkiye'ye “İmtiyazlı Ortaklık” statüsü verme tutumu ise aynen devam ediyor. Bu tutumla Macron'unki arasındaysa bir fark var.

Fransa “İmtiyazlı Ortaklık” sözcüklerini dillendirmiyor ve Türkiye'nin kriterleri yerine getirme durumuna karşın da kapıları tamamen kapatmıyor.

Türkiye müzakere masasını terk eden ülke olmak istemiyor. Büyük AB ülkeleri için de Türkiye'ye kapıyı kapamak kolay değil, mevcut belirsiz durum daha uzun süre devam edebilir.

Üyelik sürecinin yeniden başlatılması, ancak Türkiye'de AKP hükümetinin ilk yıllarında olduğu gibi esaslı bir paradigma değişimi halinde düşünülebilir.

 
 






Yorumlar

Yorumlar
Bu Habere Daha Önce Yorum Yapılmamış.