Back To Top

  • Atilla Gösterişli
    Atilla Gösterişli
NASIL DÜŞÜNÜYORUZ?

NASIL DÜŞÜNÜYORUZ?

 - Tarih 6.1.2017
- A +

 Herkes, yeni yıla girerken, geçen yılın muhasebesini yapar… Hem ülkesi, hem çevresi, hem ailesi, hem işi, hem kendisi için yapar.

Kısaca ‘beyaz bir sayfa’ açar.

Bembeyaz bir hayatın planlamasını yapar.

Hayatına çeki-düzen verirken, ileriye dönük, hep umutlarla dolu, iyi niyetli düşünür. Bunun için ‘temennilerde’ ‘dileklerde’ bulunur.

Her birimize ‘yılbaşı’ kartları gelir. Her birinde hep iyi temelli temenniler bulunur. Yeni yıl başlangıçların özelliğidir bu…

Bismillah! Daha yeni yılın ilk saatleri ve ‘yine umutsuzluk’, ‘yine karamsarlık’

Yılbaşında eğlenmeye çalışan insanlar, silahla taranıyor ve 40 kişi hayatını kaybediyor… Lanet olsun ki, sosyal medya denilen, izansız, amansız ve ne yazık ki insanlık dışı bir mecrada ‘ohh olsun’ yazışmaları… Hem de hiç de azımsanmayacak derecede.

Bir insanın hayatının ‘sonlanması’ ne acıdır.

Ama bu ‘oh olsunlar’; insanı insan yapan; sevgi, saygı, merhamet, ahlak, adalet gibi yüce duyguların da ‘son bulmasıdır’

“Ondan 25 sene kadar önce, yine bir millet…

Türkler dört bir yandan, güçlü orduların saldırısı altındadır…

Her yandan top, tüfek, bomba ile ordular üzerine gelmekte, köyler, evler, ağıllar, tarlalar alev alev yakılmaktadır…

Ama bu millet kendi değerlerine sarılır…

Evlerinde tahta tezgahlarda kurşun döker, askerine çorap örer, çantasına peksimet kurutur… Ve gece karanlığında kağnılar, annelerin bebeklerinin yorganını örttükleri fişek kutuları ile yola çıkar…

Kaçmak yerine, kendine olan saygısını geri ister…”

Eğer umut istiyorsanız;

‘Bu ülkeyi başörtülünün de başı açığın da, inananın da inanmayanın da… herkesin huzur içinde yaşadığı, kimsenin inancına, mezhebine, ideolojisine karışılmadığı, hukukun herkesin hakkını koruduğu, işini düzgün yapanın kimliğine, inancına, mezhebine bakmadan el üstünde tutulduğu, ‘bizden olmanın’ değil, başarının teşvik edildiği,  yani liyakatin belirleyici, en önemli değerlerden biri olduğu bir ülke kurabiliriz.

Çocuklarını “Sen hayatta olmadıktan sonra ‘dava’nın, ideolojinin ne anlamı kalır ki” diyen bir yaklaşımla ölüme değil, yaşama özendiren bir ülke olabiliriz.

Vatan sevgisinin her insanda var olan duygular olduğunu kabul edip her çocuğu bu ülkenin yarınına şekil verecek insanlar olarak görerek eğitime bu ciddiyetle yaklaşan bir ülke olabiliriz.

Eğitim sisteminde, benimsediğimiz inancı veyahut ideolojiyi referans almak yerine akla, bilme önem veren, bütün değerlerimize saygılı ve onlarla barışık nesiller yetiştiren bir yaklaşım geliştirebiliriz.

Şehirleşmede mimari estetiğe, çevreye, yeşile kıymet veren, bunun, insanın huzuru için olmazsa olmaz olduğunu benimseyen bir anlayışı etkin kılabiliriz.

Ülke kazanımlarını gözeten, ama aynı zamanda diplomasiye önem veren bir yaklaşımla dünyanın saygın ülkeleri arasında yer alabiliriz.

Demokrasinin, özgürlüğün, bağımsız yargının, bağımsız medyanın ekonomideki gelişmenin vazgeçilmez gerekleri olduğunu kabul edip bu değerleri gözü gibi koruyan, önemseyen bir ülkeye dönüşebiliriz.

‘Bizden-onlardan’ ayrımına son verip ‘bu ülkenin evladı’ ortak paydasında herkesi kapsayan yeni bir ‘biz’ tanımı yapabiliriz.

Yani bu kısır, anlamsız ve faydasız ideolojik tartışmalarla ömürlerimizi tüketmek zorunda değiliz. Herkesi kendimize benzetmek zorunda değiliz. Bizim gibi düşünmeyenlerin, yaşamayanların da doğru önerilerde bulunabileceğini varsayarak birbirimizin doğrularını dinleyecek, anlayacak bir yaklaşımı toplumda yaygınlaştırabiliriz.

Yıllardır süren bu anlamsız tartışmalar yerine tarımdaki yok oluşumuzu, teknolojideki geriliğimiz, sanattaki, bilimdeki eksikliğimizi giderecek tartışmalarla meşgul bir ülke olabiliriz.’






Yorumlar

Yorumlar
Bu Habere Daha Önce Yorum Yapılmamış.