Back To Top
  • İbrahim BİLGİN
    İbrahim BİLGİN
Bu topraklarda Bizans oyunu bitmez, sinerjimizi kaybediyoruz…

Bu topraklarda Bizans oyunu bitmez, sinerjimizi kaybediyoruz…

 - Tarih 8.11.2016
- A +

 Ülkemizin sınırları Lozan'da çizildi. 783 bin 562 kilometre kare olan bu topraklarda, atalarımızın kurduğu kurumların kurallarına göre hareket ederek, bir arada yaşayan insanlara Türkiye Toplumu denir.

İşte bu toplumu yöneten en büyük kurum ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti'dir. Bu devletin kurumlarını kuran, kapatan veya değiştiren ise Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlarının seçtiği, milletin vekilleridir. Yani demokratik kurumlardır. Bu kurumların kurallarını belirlemek de yine milletin vekilleri vasıtasıyla olmaktadır.

Bu millet bu topraklara Sultan Alparslan liderliğinde 1071 Malazgirt Savaşında Bizans ordusunu yenerek girmiştir. Anadolu topraklarını kaybeden Bizans bunu hiç bir zaman sindirememiştir. O gün bu gündür dünyanın en güzel yerlerinden biri olan bu topraklarda ‘Bizans oyunları’ hiç bitmemiştir.

Selçuklu gelenekleri Osmanlı da, Osmanlı gelenekleri Türkiye Cumhuriyeti’nde devam etmiştir. Bu nedenledir ki Türkiye'nin mevcut toplumsal yapısı, geçmişi ile doğrudan bağlantılıdır. Bu yıl Cumhuriyetin kuruluşunun 93. yılını kutlamamıza rağmen, Kızılay'ın 148.,öğretmen okullarının 168., polis teşkilatının 171., jandarma teşkilatının 177., Türk Kara Kuvvetlerinin 2225. yılını kutladık.

Çünkü biz Cumhuriyetin çocukları, Osmanlı’nın torunlarıyız. Okullarımızda Osmanlı devletinin yıkılıp yok edilerek, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulduğu anlatılır. Sanki yoktan var edilmiş bir devlet yapısından bahsedilir. Biraz tarihi belge incelediğinizde, Osmanlı Devleti’nin yetiştirdiği bürokratların Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurduğu açıkça görülür.

Öyleyse bu günümüzü geçmişimiz ile beraber değerlendirmemiz gerekir. 

Bu topraklarda yaşayan insanlarımızın demokrasi ile buluşması 1876 birinci meşruiyetin ilanına dayanır. İlk demokratik uygulama sayılabilecek bu dönemde yapılan seçimle, toplumu kucaklayan bir yönetim sistemi kurulamamıştır. Tam olarak halka dayalı olmayan bu demokrasiye hemen de uyum sağlanamamıştır. Tekrar Monarşik sistem ile adı sadece bize has olan padişahlık bir müddet daha devam etmiştir.

Padişah, Osmanlı sınırları içindeki tüm milletlerin tek yöneticisidir. Üstelik hiç bir denetime de tabi değildir.  İkinci meşruiyetin ilanı ve 1908 yılında çok partili sistem ile bağımsız seçimler yapılmıştır.  Bu Seçimler ile başlayan siyasi hayatımızın aynı felsefe ile devam ettiğini söylemek çok iddialı olsa da yanlış da sayılmaz. O gün kurulan partiler; Garpçılık, (Batıcılık), İslamcılık, Milliyetçilik ve Sosyalizm akımları ana fikri ile kendilerini ifade etmeye çalışmışlardır. Halkın içindeki karşılıkları da seçim sonuçlarına yansımıştır. Günümüzde parlamento da temsil edilen partilerimiz aynı felsefelerin biraz daha güncellenmiş versiyonları değil midir? 

Öyleyse 108 yıldır siyasi hayatımızda ne değişmiştir… Parlamenter sistem ülkenin geleceğini imar edecek liyakat ve beceri kabiliyeti olanları seçmek yerine; babasından, dedesinden, dedesinin babasından miras kalan siyasi düşünceyi seçmek olarak kalmıştır. İdeolojik farklılıkların bu toprakların genlerinde olduğu bir gerçektir. Bu gerçekleri güçlü devlet olma yapıştırıcıları kullanarak birlik ve beraberlik içinde ilerlemek yerine, Bizans oyunlarına alet olarak enerjimizi, sinerjimizi kaybediyoruz.

Artık güçlü bir değişim ve dönüşüm zamanı gelmiştir. Öncelikle anayasamızı, sonrasında parlamenter yönetim sistemini değiştirmeliyiz. Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşları olarak bunu hak ediyoruz.

Başkanlık sistemini ele alacağımız bir başka sohbette buluşmak dileğiyle hoşçakalın.






Yorumlar

Yorumlar
Yalçın SARI 28.11.2016 - 23:14:29
‘Reis’ başkan olursa ne değişecek? Türkiye’yi 14 yıldır AK Parti yönetiyor. Yılardır her şeye tek başına Tayyip Erdoğan karar veriyor. Kimin milletvekili olacağına o karar veriyor, Kimin bakan olacağına o karar veriyor. Kimin başbakan olacağına da o karar veriyor, kimin meclis başkanı olacağına da. AKP’nin en tepesinden mahalle sorumlularına kadar yine o karar veriyor. Hangi üniversiteye kimin rektör atanacağına da o karar veriyor, hangi okula kimin müdür olacağına da. Kimin emniyet genel müdürü olacağı da onun iki dudağı arasında, kimin general olacağı da. Ondan bağımsız bir eğitim politikası da oluşturulamıyor, ekonomi politikası da. Yeri geliyor eğitimcilere eğitim dersi veriyor, yeri geliyor ekonomistlere ekonomi dersi. Barış sürecinin devamı da onun kararına bağlı, buzdolabına kaldırılıp çatışmaya dönülmesi de. Mimariye, yapılaşmaya da o karar veriyor; telefonlarda 4G mi kullanalım yoksa 4.5G mi kullanalım gibi teknolojik yeniliklerin içeriğine de. Dış politikada da tek söz sahibi o. İşine geldiğinde ABD ile dost olup, AB’ye yanaşıyor, işine geldiğinde bunları ‘üst akıl’ ilan edip “En büyük dost Rusya” diyerek Şangay beşlisine yanaşıyor. Sonra bir bakıyoruz Rusya ile de kavga edip yeniden ‘üst akıl’ ile dostluk kurmaya çabalıyor. Yani anlayacağınız dış politikada da, iç politikada da tek söz sahibi o. Sadece devlette tek söz sahibi değil… Kimin, hangi gazetede yazacağına da o karar veriyor, kimin hangi TV’de program yapacağına da. Milli takıma kimin teknik direktör olacağı da, hangi sanatçının ‘makbul sanatçı’ sayılacağı da onun tavrına bağlı. Kimin ‘makbul Müslüman’ sayılacağı da, nereye cami yapılacağı da onun yaklaşımlarına bağlı. Toplum olarak nasıl giyineceğimiz, kaç çocuk yapacağımız, ne yiyip ne içeceğimiz… Hepsi ondan soruluyor. Adeta 78 milyonluk bir ülkeyi kulağından tutmuş istediği yere sürüklüyor. Medya teslim olmuş, iş adamları biat etmiş, sivil toplum örgütleri onun arkasında hizaya dizilmiş, yargı sistemi çökmüş. Yargı mensupları adeta muma dönmüş. Adeta ülkeyi bir başkan gibi değil, bir kral gibi yönetiyor. Tüm bunlara rağmen hala “Başkanlık sistemi olmazsa sorunlarımızı çözemeyiz” diyerek toplumun ensesinde boza pişirmeyin. Peki başkanlık sistemi olursa bugün yapmak isteyip de yapamadığı neyi yapacak? Bunca yetkiye rağmen ülkenin hangi sorununu çözemiyor da başkanlık sistemi olursa çözebilecek? Hangisini? Farklı bir dış politika mı uygulayacak? İçeride farklı bir siyaset mi izleyecek? Ekonomide, enerjide, tarımda, eğitimde yapmak isteyip de yapamadığı ne var ki başkanlık olursa yapabilecek? Mesela “Mucizevi bir eğitim sistemi önerisi var ama uygulayabilmek için başkanlık yetkilerine ihtiyaç var” mı diyor? 14 yıldır iktidarda ama iç barışı sağlayamadı, Başkan olunca mı sağlayacak? Başkanlık sistemi ısrarının arkasında yatan esas neden şu: Tüm bu yaptıklarını hukuksuz, kanunsuz, teamüllere, kurallara, kanunlara yani anayasaya aykırı davranarak yapıyor. Başkanlık istemi gelirse bu yaptıklarına hukuki bir zemin sağlamış olacak. Hepsi bu. Peki biz niye bu suça ortak olalım ki? Yoksa mesele ülkeyi daha iyiye götürme meselesi değil. Dert ülke olsaydı elindeki bu güçle burayı cennete çevirirdi. Elinde bunca güç varken yapamıyor ama başkanlık sistemi gelirse yapacak öyle mi? Var mı mantıklı bir izahı? Varsa onu söyle de hep birlikte öğrenelim…
Yalcin SARI 28.11.2016 - 21:12:29
Bir yazi bu kadar mi bos olur.
Ad Soyad Giriniz... 10.11.2016 - 20:33:02
Toplumu ayrıştıran kim? Toplum artık aynı şeylerle mutlu olmuyor aynı şeylerle üzülmüyor. Bu kimin eseri?
Ad Soyad Giriniz... 10.11.2016 - 20:28:54
AKP tüm topluma, tüm kurum ve kuruluşlara nüfus etmişken, onu engelleyen hiç bir şey yokken, acaba ne yapacak da yapamıyor, onu tutan yok, neden başkanlığa ihtiyaç duyuyor?
Ad Soyad Giriniz... 10.11.2016 - 20:23:21
Türkiye Toplumu? Türk demekten korkma! Türkiye Toplumu değil, Türk Toplumu!
akçakocalı genç 9.11.2016 - 15:58:33
biraz ismet özel okuyun da 'şey'leri hakikatleri üzerine değerlendirme kabiliyetiniz gelişsin... dersinizi almış ezber yapıyorsunuz...
Nermin Alpay 8.11.2016 - 18:33:06
AKP'nin 2002 değerleri ile bugünü arasındaki farkı anlatan bir yazı bekliyoruz kendisinden
Ergun Aşçı 8.11.2016 - 12:54:29
Türk Kara Kuvvetlerinin kuruluşunu 2225 yıl öncesine götürmek, Milli Nizam Patisi ve MTTB çizgisinde gelişen tarihi anlayışın terki ve yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kurucu idarenin ürettiği anakronik tarih anlayışı ile uzlaşmak olmuş. 2002’deki AKP çizgisinde böyle şeyler olmazdı. Aslında ihtiyacımız olan yazı 2002’deki AKP ile 2016’daki AKP’deki farklılar olmalı. “Dava”nın içeriğinin ne kadar değiştiğini bilelim ki, başkanlık sisteminin niye istendiğini anlayabilelim.