Back To Top
  • Hayrullah ALTAY
    Hayrullah ALTAY
Şerefenin ışıkları

Şerefenin ışıkları

 - Tarih 1.7.2016
- A +

 İslam medeniyetinin günümüze ulaşan eserlerine baktığımız zaman, bir çoğunda Müslüman olmayanları dahi büyüleyen bir estetik ve zarafet ile bezendiklerini görürüz. Bu, köprüsünden kervansarayına, camisinden çeşmesine kadar böyledir. Hangi ücra köşede ve hangi büyüklükte ve çapta olursa olsun, ecdadımızın yaptığı eserler, her biri dayanıklılık, işlevsellik ve görsellik anlamında üzerinde düşünülerek vücut bulmuş yapılardır.

 

Sanat dallarına baktığımızda ise yine göz kamaştırıcı bir ahenk çevreler bizi. Her bir sanatın tek merkezden kaynaklandığını, tek bir kaynaktan beslendiğini görürüz. Hüsn-ü Hat sanatı, Allah’ın mesajlarının en güzel şekilde yazma kaygısının ve çabalarının doğurduğu bir sanattır. Ebru sanatı, Allah’ın yarattıklarının hiç birinin birbirine benzemediğini gösterir bize. Diğer tezhip, sedefkârlık, oymacılık, kakma vb. gibi süsleme sanatları, içlerinde barındırdıkları şekillerle bize Allah’ın sonsuzluğunu haykırırlar.

 

Bütün bu sanatlar, bir tek noktaya işaret eder: Tevhid!

 

Elbette din bir sanat değildir ama duyarak, düşünerek ve zevk alarak yaşamak bir sanattır. Bu da İslam’ın “ihsan” boyutunu, yani imanın güzellik, incelik ve derin algılayışıyla ilgili yönünü bütün boyutlarıyla hayata geçirerek “Muhsinlerden” biri olmakla mümkündür. Bu bağlamda İslam estetiğini metafizikle ilgisini asla kesmeyen bir estetik olarak görmek durumundayız. Bu estetiğin derinliği, ruha işleyen gücü ve modern estetiklerden farkı, dolayısıyla önemi onun bu özelliğinden kaynaklanmaktadır. İslam estetiği, mana ile suretin mükemmel bir uyumunu sergiler, bu uyuma yaslanır ve bunu duyurmaya çalışır. *

 

Ne var ki son yüzyıllarda müslümânların temsilcisi konumundaki Osmanlı İmparatorluğunun her alanda gerilemesi, İslam dünyasında içtihad kurumunun işlememesi, nüfusların artması, birinci ve ikinci dünya savaşlarının toplumların dengelerini bozması, batıdaki aydınlanma hareketlerinin doğurduğu seküler sistemlerin, İslam toplumlarını da esir alması ve bunun gibi çoğaltabileceğimiz bir takım sebepler,  İslam dünyasında ciddi anlamda bir kişilik zedelenmesine sebep olmuş, zihin kirliliği had safhaya ulaşmış, kişilikli Müslüman duruşunun yerini kişiliksizlik, özgüvensizlik ve ümitsizlik satmış ve bu durum, bizi yerkürede özne durumundan nesneye dönüştürmüştür.

 

Sonuç, bugün giyim kuşam alışkanlıklarımızdan sosyal davranışlarımıza, iş hayatımızdan manevi dünyamıza, çevre ile ilişkilerimizden ürettiklerimize kadar tamamen kötü bir kopyacı oluşumuzdur.

 

İslam dünyasının içinden bir türlü çıkamadığı ve sanki debelendikçe battığı bir çağda zihin navigasyonumuzun yön bulabilmesi için aslında yeniden eski berraklığına kavuşması elzemdir.

 

İnanç ve düşünce dünyamızın yeniden şekillenmesi, tevhid anlayışına yeniden sımsıkı sarılmamız, Allah’ın mesajlarını yeniden ve tortulardan arınmış yalın bir zihinle yeniden değerlendirmemiz, bizim aslında her alanda yeniden filizlenmemizin önünü açacaktır.

 

Bana bütün bunları yazdıran, geçen akşam fark ettiğim Düzce Merkez Büyük Cami’nin şerefesindeki ışıklardır. Eser vardır, sizi iç dünyanızda alıp götürürken diğeri kaba ve sıradan görüntüsüyle rahatsız eder. Farkı görürsünüz.

 

Üstad Necip Fazıl sanatı Allah’ı aramak olarak tanımlar ki doğrudur. Bunu “Allah’ı arayanların eserlerinden daha iyi anlıyoruz.






Yorumlar

Yorumlar
Bu Habere Daha Önce Yorum Yapılmamış.